Mektubuma, edebiyatın son derece kalıplaşmış kelimeleri olan
nasılsın iyi misin? gibi klasikleşmiş sözcüklerle değil de; seni sevdiğimi seni
çok çok özlediğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Bir insanın yaşayacağı en
zor duyguları yaşıyorum belki de... Sana karşı duymuş olduğum özlem, uzun
zamandır rüyalarımı süsleyecek kadar güzel olmasına rağmen en büyük eksikliği
içime yediremedim. Bazen düşünüyorum da; her şey eskisi gibi olur mu diye? Ama
bazen de bunun çok zor olabileceği düşünüyorum.Çaresiz, çok rahatsız bir
hastanın beklediği küçücük bir ümit vardır ya, benim ümidimde belki o kadar ama
bu ümit benim yüzümde en azından bir tebessüm bırakabiliyor. Aklıma her
geldiğinde özellikle geceler.Sabaha kadar düşünüyorum.Her şey nasıl olmalıydı
diye kendi kendime.En azından böyle olmamalıydı bence. Aslında sen de
haklıydın. Sonsuz bir türlü sabah olmayan gecelerde sana hak verdi zaten. Ne
yapacağımı bilmediğim, yapa-yalnız geçirdiğim, bir türlü kimseye açılıp
söyleyemediğim çaresizlik içinde akan bu göz yaşlarım senin içindi. Seninle
ilk tanıştığım günler, seninle sohbet etmek için can atardım. Her an
aklımdaydın. Tek düşündüğüm kişi sendin. İçimde bir korku olmasına rağmen. Bu da
ayrılıktı. Okulda evde dışar da aklım hep sendeydi. Bu da bana mutluluk
veriyordu ne yapabilirdim ki. Hala bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen sana ait
hiç bir şeyi unutmadım. Unutamadım. Hatırlar mısın? Bir kez sen de bana unut
diye akıl vermiştin. Unutmanın bu kadar zor olabileceğini öğrendim. Unutmak
kelimesini o kadar çok özlemişim ki keşke unutabilsem o kadar çok denedim ki.
Seni hatırlatacak bir şey karşıma çıkıyor yine. Yalnız kaldığım zaman bir tek
şey düşünüyorum. Ne olabilir ki... Bu duygunun nasıl bir şey olduğunu tahmin
bile edemezsin. Belki de ilk defa böyle duygular içindeyim. Kendimi çok
yalnız hissediyorum. Hayatımda ilk defa bu kadar derin duygular içinden hareket
ederek birisine açılıyorum. Bunun zor yanı da duygularımı paylaştığım kişinin
sevdiğim kişi olması.Belki de en zor dakikalarımı yaşıyorum şu anda. Şimdiye
kadar duygularımdan kimseye bahsetmemiştim çünki... Serin bir gecede, Yaşarın
romantik şarkılarının eşliğinde şu yazıyı yazmak o kadar çok zor geliyor ki. Hiç
göz yaşların benimkilerle yaşadı mı? Benim göz yaşlarım hiç yalnız kalmadı
biliyor musun? Hep göz yaşlarıma eşlik ederdim. Hiçte soramazdım göz yaşlarıma
neden ağlıyorsunuz diye? Korkardım... İçimde sakladığım bir tek dileğimde
mutluluğundu. Göz yaşlarımın ardından hep mutlu olmanı dilerdim
yıldızlardan. Zaman öyle acımasız ki, beni dinleyen birini bulmuş iken yine
çabuk olmamı istiyor. Zaman... Hep acımasızdı zaten... Son cümlelerimi
yazarken benim için çok kutsal olan aşkım kelimesini o kadar çok söylemeyi
istedim ki... Bunu anlata bilmek mümkün değil. Benim yazacaklarımın hepsi bu
kadar. Umarım ki mutlusundur ve her şey gönlünce olur. Kendine iyi bak...
Hazır Aşk Mektupları
Nazlı sevgiliye aşk
mektubu
Biliyorum sen de seviyorsun beni. Gözlerinden okunuyor, uyku gibi, yağmur
gibi, duman gibi aşk dökülüyor gözlerinden. Beni sevmediğini söylerken
dudaklarının kıvrımında öyle bir işaret görüyorum ki sevdiğini söylüyor. Elini
tutuyorum, elimi iterken elin, yanarak titriyor. Biliyorum sen de seviyorsun
beni. Bazen hiç ses vermiyorum sana, beni çağırıyorsun, adımı sesleniyorsun,
yüreğin beni arıyor. Uzaklara giderken beni de alıp götürüyorsun, yoksa bu kadar
çınlar mıydı kulaklarım ?. Akşam yıldızına bakarken ben geçiyorum aklından,
yıldız birden ışığa kesiyor. Beklenmedik bir zamanda, umulmadık bir yerde
ansızın karşıma çıkıyorsun, gözlerimiz karşılaşınca yüzünü çeviriyorsun. Benim
yanaklarım alev alev..senin dudakların nar çiçeği.. bir rüzgar esiyor aramızdan
görmezden geliyorsun. En yaşanacak zamanda saatler boşa akıyor, çileler
sarıyorsun. Sevgilim, benim nazlı sevgilim.. Neden bu cefa ? Neden susuyorsun?
Aramızda niçin bu kadar insan, neden bu kadar engel koyuyorsun ? Sevgilim her
şey bahane.. bütün söylediklerin.. Kelebek kanadı kadar ince, yağmur damlası
kadar temiz bir aşk bu.. Korkmana, kaçmana gerek yok. Sevgilim, biliyorum sen de
seviyorsun beni, itiraf etmiyorsun.
Sevgiliden özür dilemek için hazır mektup
Sevgilim sana nasıl söyleyeceğim, nasıl yazacağım.. Kelimelerim yetersiz,
kalemim tutuk. Sana öyle hasretim ki bütün sözler ifadesiz. Senden önce
yaşamamışım, senden önce ben ben değilmişim.Sen gittiğinden beri yine kendimde
değilim. Seninle yaşadıklarım yetmiyor, anılar kalbimin acısını
dindirmiyor.Ayrılık kapıyı çaldı, seni benden aldı.. artık içeri hiç kimse
giremiyor. Sevemiyorum kimseyi, gözlerim senden başkasını görmüyor. Ellerim
senden başkasına gitmiyor. Dudaklarım senden başkasını öpmüyor. Geceleri bir
yorgan gibi çekip üstüme, karanlığı örtüyorum. Uzak yıldızların ışığı bile bu
karanlığı delip geçmiyor. Yıldız yok, ay yok, bulut yok.. umut yok sevgilim.
Umutsuz yaşanmıyor. Sokağa çıksam attığım adımlar boşlukta geziniyor, yağmurlar
yağsa damlalar bana seni söylüyor. Çiçeklerin boynu bükük, güneş bitmiş. Dünya
benden hesap soruyor. Bu ceza çok ağır sevgilim, bana reva gördüğün bu ceza
çekilir gibi değil. Yüreğim sökülüyor.
Hatamı biliyorum, yanlışın farkındayım.
Senden özür dileyecek yüzüm yok. İstersen kapının eşiğinde küçük bir taş olayım
itip kaktığın, yeter ki uzaklara fırlatıp atma beni. Pencerende bir kuş olayım,
elinin tersiyle uçurma beni. İnce parmaklarında solgun bir çiçek olayım,
buruşturup kırma beni.. Susup gittin, çekip gittin. Bir namlunun ucuna kurşunu
sürüp gittin. .Ama öyle kaskatı öyle ağır ki ruhum, can damarım kesilse bir
damla kanım akmaz. Gözlerim ufka dikili, bir küçük kızıl ışık bekliyorum
senden..Bir aydınlık teli.. Bir umut.. affeder misin beni?
Platonik aşk üzerine mektup
Sana uzaktan bakıyorum. Sana bakmak inanılmaz
mutlu ediyor beni. Sen gidince aklım da senin peşinden sürüklenip gidiyor,
yüreğim de.. Yanında biri mi var, ona bir şey mi söylüyorsun, onunla gülüyor
musun.. içim yanıyor. Ama senden sonra gördüğüm o insan birden senden biri
oluyor. Senin baktığın her yer artık güzel, senin konuştuğun her insan, özel
oluyor. Sen evine şu yollardan gidiyorsun. Ardından yürüyorum. Beni fark
etmiyorsun. Önünden geçtiğin evlere, gölgesinde yürüdüğün ağaçlara, her gün
bindiğin otobüse bakıyorum. Senin gözünle bakıyorum. Sen yokken de o yollardan
defalarca geçiyorum. Senin kokun, senin havan, senin auran sinmiş havaya.. Sanki
seni soluyorum. Akşamları ne yaparsın acaba? Sofraya oturduğun zaman yanında
kimler var? Hangi yemeği severek yersin, neyi sevmezsin? Kitap okur musun? Hangi
kitapları seversin? Ne tür filmlerden hoşlanırsın? Televizyon izler misin? Gece
sokağa çıkar mısın? Arkadaşlarınla en çok neye gülersin? En çok kim kızdırır
seni..Hangi futbol takımını tutarsın? Bilmeliyim. Senin hakkındaki bütün
ayrıntıları öğrenmeliyim. Çünkü ben de o filmlere gideceğim, ben de o dizileri
izleyeceğim, ben de o yemekleri seveceğim ya da nefret edeceğim. Bilmeliyim.
Baştan kuruyorum dünyamı.
Seninle yaşamaya başlıyorum. Onca kalabalığın içinde,
karmaşık yaşamın ortasında eğer sen varsan daha seni görmeden bir kuş gibi
çırpınmaya başlıyor yüreğim. Bir ışık çarpıyor yüzüme, bir sıcaklık yürüyor
göğsümde. Anlıyorum ki sen varsın. Sen ordasın. Sen gelmişsin. Bakmadan, başımı
çevirip seni görmeden varlığının farkındayım. Ey uzak uzak baktığım.. göz göze
gelmeden, saçını okşamadan, değil bir rüyayı bir cümleyi paylaşmadan sevdiğim
sevgilim. Bir aşk filiz verdi, fidan verdi, kök saldı içimde. Onu sana göstermek
için ömrümü veririm
.
Ayrılık üzerine aşk mektubu
Sen gittin.. Bir zifiri karanlık, bir zından yalnızlığı, ağır bir boşluk
bıraktın geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir daha. Haklısın gidişinde, bu aşkı
bitirmekte haklısın. Tek söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım.
Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasıl olur.. sesi soluğu nasıl
duyulur? Elveda aşkım.. Elveda sevgilim. Sen kendini hiç böyle gereksiz, böyle
değersiz, böyle yapayalnız hissettin mi? Ayrılık ölüm kadar acı ve
soğuk.Aynalara bakıyorum. Aynada gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi..
dudaklarım mühürlenmiş. Ellerim titriyor. Yüreğim kızgın demirlerle dağlandı.
Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim. Sevinçlerim, hayallerim, umutlarım, renkli
dünyam elveda.. Elveda yaşamak.. Yaşamın anlamı elveda. Kimse farkında değil
yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor. Anlamıyor yitip giden
bir aşkın kederini. Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun, ayaklarımın
altından kayıp gidiyordu toprak, denizlerin ovaların üstünde uçuyordum. Güneş
kadar yakındı bana aşk. Güneş kadar sıcak ve parlak. Bıraktın birdenbire,
kanatlarım kesildi. Hızla çakıldım yere, boşluğun içindeyim, şimdi hiçbir
şeyim.Oysa dünyanın en zenginiydim. Bütün çiçekler bizim için açardı, bizim için
ballanırdı meyveler, ekinler bizim için bereketli, sular bizim için çağlardı.
Şimdi toz duman içinde kızgın bir çöldeyim. Yönümü yolumu şaşırdım. Sam
rüzgarlarına bıraktım gövdemi,
sürüklenmekteyim. Sen bensiz nasılsın,
bilmiyorum. Rahat mısın, mutlu musun, bu kadar çabuk beni unutur musun?.. Nasıl
birden mazi olursun? Düne kadar gözlerinden aşkı içtiğim, dudaklarında yüreğimi
erittiğim, uğruna bıçaklar çekip dünyaya meydan okuduğum ey sevgili nerdesin?
Kimlesin?.. kimlerlesin?.. Kimlerle oynaşır gönül eğlersin? Ben burada, terk
edip gittiğin yerdeyim. Elveda aşkım.. Elveda birtanem.. Elveda sevgilim! Elveda
sana..
Kıskançlık üzerine aşk mektubu
Sana baktığım zaman gözlerim kamaşıyor. İnce bir rüzgar esiyor saçlarının
arasından, bütün denizler deviniyor .. binlerce güneş parlıyor gözbebeklerinde..
senin ışığın öyle parlak ki gökyüzündeki utancından eriyor Sana dokunduğum zaman
sudan geçer gibi ellerim, senin beyazlığınla arınıyor. Yüreğimin içinden
ırmaklar akıyor. Sana dokunduğum zaman nefes alamıyorum, soluğum kesiliyor.Sana
dokunduğum zaman boyut değiştiriyorum.. bütün renkler yenileniyor. Bir masanın
başında oturuyorsun, elinde çay bardağı… Diyelim ki çay içiyorsun. Senin
oturduğun masa birden anlam kazanıyor. Çay daha lezzetli, masa daha sevimli,
bulunduğun oda huzur veriyor. Sen yürüdüğün zaman bastığın kuru toprakta çimen
bitiyor, çevrende güller açıyor. Kuşlar havalanıyor sevinçle mavi gökyüzüne.
Senin el sürdüğün yerden bereket fışkırıyor. Ah sevgilim.. yüreğimin ateşi,
başımın dumanlı yüce dağı, dinim kadar imanım kadar güvendiğim ey güzel insan..
seni kimse benim gözlerimle görmüyor. Sana sıradan biriymişsin gibi, yüzüne bile
bakmadan bir söz söylüyor, cevabındaki gizemi fark etmiyor. Seninle kurulan
cennet umurlarında değil.. Ama senin yüzüne bakıyorlar, onlara gülümsüyorsun,
sana uzanıyorlar ses etmiyorsun. Verdiğin nimetin farkında değiller. Ben sana
niçin onlarla berabersin diye hesap sormuyorum. Ama onlar senin değerini
bilmiyorlar. Bunun adı kıskançlıksa evet.. Seni kıskanıyorum.. Ama bu, sana
layık olmayanların vurdumduymazlığından kaynaklanıyor. Kimse seni bulunduğun
yerden bir santim aşağıda göremez, görmemeli.. İşte o zaman çıldırıyorum. Sana
uzanan elleri kırmak, sana bakan gözlere mil çekmek istiyorum. Sen burada, benim
dünyamda, teksin, ulaşılmazsın. Sana ulaştığını sanan herkese lanet ediyorum.
Çünkü onlar seni benim gözümle seni görmüyorlar.