Yazar Ayşe Kulin’in aynı isimli romanından Ahmet
Yurdakul’un senaryolaştırdığı Köprü’nün yapımcılığını KOLİBA FİLM
“Ata Türkoğlu”, yönetmenliğini ise Sadullah Şentürk üstleniyor.
2003 yılında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Vali Recep
Yazıcıoğlu’nun yaşamından yola çıkılarak çekilen dizide, Vali’yi
Erdal Beşikçioğlu canlandırıyor.
Hikayemiz, idealist bir valinin (FİKRET YAZICI),
merkeziyetçi-bürokratik yapının doğal sonucu olarak ‘soğuttuğu’,
birbirinden uzaklaştırdığı, hatta kimi zaman kopardığı devlet-halk
ilişkisindeki kısır döngüyü kırma çabası üzerine odaklanır. Bu
çabanın görünürdeki somut hedefi ise, yaklaşık otuz yıldır, yukarıda
sayılan sebeplerden ötürü bir türlü yapılamayan bir KÖPRÜ’dür.
İktidarlar gelip geçer, o yöreden seçilen milletvekilleri, her
defasında birbir umutla Ankara’ya gönderilir, içlerinden bakanlar,
başbakanlar çıkar. Sayısız, raporlar, projeler hazırlanır, ama köprü
ne hikmetse bir türlü yapılamaz. Bu arada hastalar hastaneye
yetişemez, çocuklar okuluna gidemez, bazıları Karasu’nun hışmına
uğrayıp sulara kapılır, gencecik anneler, karınlarında çocuklarıyla
ölür.. isyan feryatları ayyuka yükselir… ve karşılık olarak köprünün
‘zarureti’ üzerine bir rapor daha tutulur.
Vali Fikret Yazıcı, şehre
atandıktan kısa bir süre köprü sorununa el atar. Yaşadığı birkaç
trajik olay, özellikle Başbağlar katliamı.. nehrin karşı yakasında
terör örgütü insanları acımasızca öldürürken, köprüsüzlük yüzünden
devletin, o insanların yardımına koşamayışı, zaten inatçı bir yapıya
sahip olan Vali için köprüyü, nerdeyse bir ölüm-kalım meselesi
haline getirir. Şu cümle beynine ve ruhuna mıh gibi çakılmıştır:
“GİDEMEDİĞİN YER SENİN DEĞİLDİR!” aynı sınırlar içinde yer almak,
eğer ‘gidemiyorsan’ hiçbir şey ifade etmez!
Vali, köprü için çıktığı uzun ve çileli yolculuk, sayısız engelle
doludur. Başta merkezi devlet ve onu temsil eden kurumların durağan
yapısı. Fikret Yazıcı, buna karşı halkın kendi gücüne başvurur.
Bölge insanlarını örgütler, nerdeyse ‘imece’ sayılabilecek
yöntemlerle işe koyulur ama ‘bürokratik çark’, kendi bir şey
yapamadığı gibi, yapılanları da engellemek üzere devreye girmekte
gecikmez. Kaldı ki Fikret Yazıcı, sıra dışı uygulamalarıyla öteden
beri ‘mimli’ biridir ve belli çevreler onun başarısızlığını zaten
dört gözle beklemektedir. Onun da ötesinde, köprünün yapım süreci
içinde, birlikte yola çıktığı insanlarla da zaman zaman derin görüş
ayrılıkları yaşayacaktır. Bütün bu çabalarında ona yakından destek
veren iki kişi vardır. İlki, attığı her adımda yanında olan, onunla
aynı idealleri paylaşan, ömrünün en uzun yol arkadaşı, karısı MELEK…
İkinci ise, hikayeye daha sonra dahil olan ve köprüyü akıl almaz
metotlarla var edip, nehrin üzerine yerleştiren.. bir başka sıra
dışı insan: Mühendis Tekin…
Tekin, vali gibi büyük idealleri olan biri değildir. Dahası, o güne
kadar sadece kendisi için yaşamıştır. Köprülere aşıktır sadece.. bir
de karısına. Ancak gün gelir, karısı kendisini başka bir erkek için
terk eder. Tekin’in hayatla arasındaki bütün köprüler yıkılır!
Öylesine ki, hayatına son vermeyi bile düşünür. Derken o sırada Vali
çıkar karşısına. Sert bir karşılaşmadır. Bu karşılaşmadan birkaç gün
sonra Tekin, kendisi Elazığ’da bulur. Bir süre sonra da şehirdeki
bir lisenin müdiresi Leyla ile tanışır. Leyla’da büyük şehirlerin
birinden, gerisinde hazin bir gönül hikayesi bırakarak gelmiş,
kalbinin kapıları ‘epeydir’ dünyaya kapalı bir kadındır.Kim bilir,
belki de Tekin’in yapımına başlayacağı Karasu nehri üzerindeki bu
mütevazı köprü.. hem onların tek tek hayatla barışmalarını
sağlayacak bir vasıtadır, hem de pek çok insanın birbiriyle ve
hayatla yeniden kuracakları bir ilişkinin başlangıcı…