Kurban Yüce
Allah'ın rahmetine yaklaşmak için ibadet niyeti ile kesilen özel hayvandır.
Kurban bayramı günlerinde (ilk üç günde) böyle Allah rızası için kesilen kurbana
(Udhiyye), bunu kesmeğe de "tazhiye"denilir.
Kurban Bayramında ibadet niyeti ile kurban kesmek, hür, mukîm (yolcu olmayan),
müslim ve zengin kimseye vacibdir. Zenginden maksad, temel ihtiyaçlarından
başka, artıcı olsun olmasın, en az iki yüz dirhem gümüş değerinde bir mala sahib
olan, fitre vermekle yükümlü olan kimselerdir. (Zekât bölümüne bakılsın!..)
Kurban kesme günlerinde (kurban bayramının ilk üç gününde) kurban kesmeğe gücü
varken kurban kesmeyip de sonra fakir düşse, buradaki vücub üzerinden düşmüş
olmaz.
Kurban kesme yükümlülüğü için, İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göre, akıl ve
büluğ şart değildir. Bundan dolayı zengin olan bir çocuğun veya bir delinin
malından bunların velisi kurban keser. Bu çocuk veya bu mecnun o kurbanın
etinden yer. Geri kalan kısmı da, elbise gibi aynından faydalanacakları bir
şeyle değiştirilir.
Fakat İmam Muhammed'e göre, kurban yükümlülüğü için akıl ve büluğ şarttır.
Bundan dolayı çocukların ve mecnun olanların mallarından kurban kesilmesi
gerekmez. Fetva da buna göredir. Velileri onlar adına mallarından kesecek
olsalar, kurban bedelini onlara ödemeleri gerekir. Ancak bir kimsenin kendi
malından çocuğu için kurban kesmesi mendubdur.
(İmam Malik ile İmam Şafiî'ye göre; kurban vacib değil, müekked bir sünnettir.)
Vacib olan kurban görevi, Hak yolunda fedâkarlığın bir nişanıdır, Yüce Allah'ın
verdiği nimetlere karşı yapılan bir şükürdür. Bunun sonucu da sevaba ulaşmak ve
birtakım belâlardan korunmaktır.
Şu
gerçek de bilinmeli ki, insanların ihtiyaçlan için
yeryüzünde yüz binlerce hayvan kesiliyor.
Fakat bunlardan yalnız durumları yeterli olanlar yararlanıyor. Kurban Bayramında
ise, Hak rızası için birçok hayvan kesiliyor. Bunların etlerinden ve
derilerinden çok fakir kimseler de yararlanıyor. İktisadî olan mesele, dinî ve
ahlâkî bir mahiyet kazanıyor. Şahıs menfaatı yerine toplumun menfaatı bulunmuş
oluyor. Bunun için kurban kesilmesi, İslâma ait insanî ve sosyal büyük bir
fedakârlık demektir.
Kurban kesilmekle, kesilen hayvanların sayısı çok artmış olmaz; çünkü kurban
kesilen günlerde kasapların kestiği hayvan sayısı azalır ve böylece o günlerde
aynı miktar hayvan kesilmiş olur.
Kendi zevkleri için hergün binlerce hayvanın kesilmesini çok görmeyenlerin,
senede bir defa Allah rızası için bir miktar hayvanın muhtaçlar yararına olarak
Kurban adı altında kesilmesini çok görmeleri, doğrusu büyük bir
düşüncesizliktir.
Sonuç
Kurbanın meşru olması, din, ahlâk ve toplum yararı bakımından birtakım hikmet ve
hacetlere dayanır. Bunu değerlendiremeyecek bir akıl sahibi olamaz.
Kurbanın Cinsi ve Kusurlu Olup Olmaması
Kurbanlar
yalnız koyun, keçi, deve ve sığır cinsi hayvanlardan kesilebilir. Mandalar da
sığır cinsindendir. Bunların erkekleri ile dişileri eşittir. Ancak koyun
cinsinin erkeğini kurban etmek daha faziletlidir. Keçinin erkeği ile dişisi
kıymetçe eşit olsalar, dişisini kesmek daha faziletli olur. Aynı şekilde devenin
veya sığırın erkeği ile dişisi et ve kıymet bakımından eşit olsalar, dişisinin
kurban edilmesi daha faziletlidir.
Koyun ile keçi ya birer yaşını doldurmalı veya koyunlar yedi sekiz aylık olduğu
halde birer yaşında imiş gibi gösterişli bulunmalıdır.
Deve, en az beş yaşını, sığır da en az iki yaşını bitirmiş bulunmalıdır.
Tavuk; horoz ve kaz gibi evcil hayvanlar kurban olamaz: Bunları kurban niyeti
ile kesmek tahrimen mekruhtur. Çünkü bunda Mecûsîlere benzeyiş vardır. Etleri
yenilen vahşî hayvanlar da kurban edilmez.
Koyun ve keçiden her biri yalnız bir kişi adına kurban edilir. Bir deve veya bir
sığır, bir kişiden yedi kişiye kadar kimseler için kurban edilebilir. Ancak bu
ortakların hepsi müslüman olup her biri kendi hissesine malik olmalı ve Allah
nzası için bir ibadet niyeti taşımalıdırlar.
Ortaklar kesilen kurbandan hisselerini tartı ile ayırırlar, göz kararı ile
ayıramazlar.
(İmam Malik'e göre bir sığır, bir manda veya bir deve bir aile halkından yedi ve
daha çok kimse için kurban olabilir, bu caizdir. Fakat başka başka aileler için,
yediden az olsalar da caiz olmaz.)
Kurbanlık hayvanın şaşı, topal, uyuz ve deli olmasında, doğuştan boynuzlu veya
boynuzsuz veya boynuzunun azı kırık bulunmasında, kulaklarının delinmiş veya
enine yarılmış olmasında, kulaklarının uçlarından kesilip sarkık bir halde
bulunmasında, dişlerinin azı düşmüş olmasında, cinsel organı bulunmamasında,
burulmuş olarak bulunmasında bir sakınca yoktur; bu hayvanlar kurban
edilebilirler.
İki
gözü veya bir gözü kör, dişlerinin çoğu düşmüş veya kulakları kesilmiş,
boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırılmış, kulağının veya kuyruğunun
yarıdan fazlası veya memelerinin başları kopmuş, kulakları veya kuyruğu
yaratılışında bulunmayan bir hayvan kurban olamaz.
Kurbanın semiz olması daha faziletlidir. Kemikleri içinde iliği kalmamış
derecede zayıf veya aksak ayağını yere basıp kesileceği yere kadar topal veya
aşikâr bir halde hasta bulunan bir hayvan da kurban olamaz.
Kurban kesmekle yükümlü olan bir kimsenin satın aldığı kurbanda yukarıdaki
kusurlardan biri sonradan meydana gelse, yerine başkasını alıp kesmesi gerekir.
Fakat fakir bir kimsenin aldığı kurban böyle kusurlanırsa, yine kurban olarak
kesilmesi caiz olur, yerine başkasını alması gerekmez. Hatta böyle kusurlu bir
hayvanı satın alıp kurban kesmesi de yeterli olur. Çünkü bu kurban o fakir için
bir nafiledir. Nafilelerde ise, genişlik ve kolaylık vardır.
(Üç
İmama göre, zengin için de yeterli olur. Başkasını almaya gerek yoktur.)
Zengin kimsenin aldığı kurban henüz kesilmeden ölse, yerine başkasını alması
gerekir. Fakir kimsenin aldığı kurban ölse, başkasını alması gerekmez.
Zengin kimsenin aldığı kurban kaybolduktan veya çalındıktan sonra yerine başkası
kurban edilmiş olsa ve ondan sonra da kaybolan kurban bulunsa bunu da kesmesi
gerekmez. Çünkü üzerine düşen vacibi yerine getirmiştir. Fakat bu duruma düşen
fakirin o bulunan kurbanı kesmesi gerekir; çünkü fakirin satın aldığı kurban,
kurban olmak üzere belirlenmiştir; kendisine vacib olmadığı halde, bunun kurban
olmasını kendisine gerekli kılmıştır.
Kurban için alınan hayvan çalındıktan veya kaybolduktan sonra onun yerine
başkası, alınıp ondan sonra nahr (kurban kesme) günleri içinde bulunsa, bakılır:
Sahibi zengin ise bu iki kurbandan dilediğini keser. Ancak sonradan almış olduğu
hayvanın kıymeti ilk hayvandan daha az olur da bunu kesmiş olursa, aradaki
kıymet farkını sadaka olarak vermesi gerekir. Fakat kurban sahibi fakir ise o
iki hayvanı da kesmesi gerekir. Çünkü bu kurbanlar fakir hakkında birer adak
yerindedir. Bir görüşe göre de, bunlardan yalnız birini kesebilir.
Kaybolan kurbanlık yerine alınan ikinci kurbanlık hayvan daha kesilmeden nahr
günlerinden sonra önceki kayıp hayvan bulunsa, bunların sahibi hiç birini
kesmez, bunların en kıymetlisini sadaka olarak verir.
Bir
kimse aldığı kurbanlık hayvanı satıp onun yerine dengini almış olsa, İmam Ebû
Yusuf'a göre caiz olmaz. Çünkü bunun aynına Allah'ın hakkı geçmiştir. Fakat İmam
Azam ile İmam Muhammed'e göre, bu kerahatle caiz olur.
Kurbanlık bir
hayvan kesilmeden önce doğursa, yavrusu da kendisi ile beraber kesilir. Çünkü
yavru anasına bağlıdır. Eğer yavru kesilmeyip satılırsa, parasını sadaka olarak
vermek gerekir.
Kurbanın Eti ve Derisi Üzerine Yapılacak Şeyler
Adak olarak
kesilmeyen kurbanın etinden sahibi zengin olsun olmasın, yiyebileceği gibi fakir
olmayanlara da yedirip dağıtabilir. Fetva bu şekildedir. Bununla beraber üçte
birini fakirlere sadaka olarak vermelidir. Eğer kurban sahibi orta halli olur
da, geçimlerini karşılamak zorunda olduğu kimseler kalabalık ise, o halde
kurbanın etini onların yemeleri için alıkoyabilir, bu mendubdur.
Diğer bir görüşe göre, kurban bayramında kesmek üzere bir fakirin satın aldığı
kurbandan kendisi yiyemez. Çünkü kendisine kurban vacib olmadığı halde böyle
kurbanlık alıp kesmesi, bir adak sayılır. Adak yapan kimse ise, kendi adağından
yiyemez. Onun etini zevcesine, usul ve furüuna ve zengin kimselere yediremez.
Bunlara yedirirse, yedirdiğinin kıymetini fakirlere vermesi gerekir.
Kurbanlık hayvanın sütünden yararlanmak, etini veya postunu satıp parasını almak
veya demirbaş olmayacak bir şeyle değiştirmek mekruhtur. Böyle bir iş yapılırsa,
kıymetini sadaka vermek gerekir. Kurbanlıktan kasab ücreti de verilmez.
Kurbanın postu sadaka diye verilir veya ondan seccade ve sofra gibi evde
kullanılacak eşya yapılır. Kurban edilecek hayvanı kesilmeden önce kırkmak
mekruhtur. Yünleri kırkılacak olursa, sadaka olarak verilmelidir. Fakat hayvan
kesildikten sonra yünlerı kırkılabilir ve kullanılabilir.
Birkaç kişi yanlışlıkla birbirinin kurbanını kesecek olsalar, her kesilen
hayvan, sahibinin kurbanı olmak üzere caiz olur. Birbirlerine bir şey borçlu
olmazlar. Bu durumda herkes kendi hayvanını, eğer mevcutsa, alır. Kesilen
hayvanlar yenmiş veya dağıtılmış ise, aradaki kıymet farkını birbirlerine helal
ederler. Eğer cimrilik gösterirler de helal etmezlerse, her biri diğerine ait
kurban etinin kıymetini öder. Bu durumda, bu kıymet farkını da sadaka olarak
vermek gerekir. Çünkü bu, kurban etinin bedelidir.
Bir
kimse, kendisine bırakılan bir kurbanı, sahibinin izni olmaksızın bayram günü
sahibi adına kesecek olsa, bunu ödemesi gerekmez. Sahibinden kurban yükümlülüğü
düşer. Çünkü buna delâlet yolu ile izin vardır.
Bir
kimse zorla ele geçirmiş olduğu bir hayvanı kendi adına kesecek olsa, diri
halindeki kıymetini ödemek şartı ile, sahih olur.
Fakat bir insan, kendisine emanet sureti ile bırakılan bir hayvanı böyle kurban
kesecek olsa, sahih olmaz; çünkü hayvana kesimden önce tazmin etme hükmü ile
sahib olmamıştır. Rehin olarak bırakılan hayvan da, rehini elinde bulunduran
kimseye nazaran kurban hususunda bir görüşe göre gasbedilen (zorla alınan),
diğer bir görüşe göre de emanet (vedia) hükmündedir.
Bir
kimse kendi malından sevabını ölüye bağışlamak niyeti ile bayram günü kestiği
kurbanın etinden yiyebilir, başkalarına da verebilir. Tercih edilen hüküm budur.
Fakat bir kimse, murisin emri ile murisi adına keseceği kurbanın etinden
yiyemez. Bunun tümünü sadaka vermesi gerekir.
Bir
kimse, tek başına kesmek niyeti ile satın aldığı kurbanlık bir deve veya sığıra
sonradan altı kişiyi ortak yapmaya razı olursa, bunu birlikte kurban olarak
kesmeleri caiz olur. Ancak bunda kerahet vardır. O kimse verdiği sözden, caymış
sayılır. Ortaklarından alacağı parayı sadaka olarak vermelidir.
Bir
görüşe göre de, adam fakir olduğu takdirde başkalarının ortak olmasına razı
olamaz. Çünkü onun keseceği bu kurban, bir adak yerindedir. O fakir bu kurbanı
satın almakla onu vacib kılmıştır.
Udhuyye'nin (Kurban kesmenin) rüknü kan akıtmaktır. Hayvan boğazlanmadıkça vacib
olan kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz. Onun için kurbanlık hayvanın
kesilmeden sadaka olarak verılmesi caiz olmaz. Fakat alınan kurban herhangi bir
sebeple bayramın kurban kesme günlerinde kesilemezse, bunun diri olarak sadaka
edilmesi gerekir. Çünkü bu halde, kan akıtma işi sadaka vermeye dönüşmüş olur.
Artık bunun etinden sahibi yiyemez.
Bir
kurbanı kitab ehlinden olan birinin (bir gayr-i müslimin) kesmesi mekruhtur.
Mecûsîlerin, put perestlerin kesmesi ise caiz değildir. Fakat kurban etinden
herhangi bir gayr-i müslime bağış yolu ile vermekte bir sakınca yoktur.
Kurban, Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Bunun meşru olması, kitab,
sünnet ve icma ile sabittir.
(Şafiîlere göre,
kurban, tek bir şahıs için sünnet-i ayndır. Bir aile halkı için ise, sünnet-i
kifayedir. Ailenin geçimini sağlayan kimse, kurban kesince, artık diğerlerinin
üzerinden sünnete uyma borcu düşer.)
Zebh, Zebiha ve Tezkiyenin Mahiyetleri
Zebh,
hayvanın boğazına bıçak vurup boğazlamak ve damarlarını kesmek demektir.
Boğazlanmış veya boğazlanacak hayvana da "Zebiha" denir.
Tezkiye de, boğazlamak anlamında olup dinimizde iki türlüdür:
Birisi hakîkî ve ihtiyarî tezkiyedir. Bu da bir hayvanı usulü üzere keskin bir
aletle boğazlamaktır. Diğeri de, hükmî ıztırarî tezkiyedir. Bu da, bir avın
aldığı yaradan ibarettir. Bir av, şartlarına uygun olarak bu yaradan ölürse,
boğazlanmış sayılır.
Bir
hayvanın göğsü üstünden bıçak vurup damarlarını kesmeye "Nahr" denir. Deveyi,
zebh etmek (çenesinin altından kesmek) mekruhtur.
Zebh (Boğazlama) İşlemi
Din
kurallarına uygun olarak boğazlama, nefes borusu ile yemek borusunun ve bunların
yanlarında bulunan iki damarı kesmekle yapılır. Bu dördünden üçünün kesilmesi,
İmam Azam'a göre yeterlidir. İmam Ebû Yusuf'a göre, Nefes borusu ile yemek
borusunu ve iki damardan da birini kesmek şarttır. İmam Muhammed'e göre de, bu
dört organdan çoğunu kesmiş olmalıdır.
Hayvanları boğazlamak hususunda damarlarını kesip kanlarını akıtacak kesici bir
alet yeterlidir. Bıçak kâfi olduğu gibi, keskin kamış kabuğu ve cam parçası da
yeterli olur. Ancak bu alet, hayvana eziyet vermeyecek şekilde keskin olmalıdır.
Hayvanı yere yatırdıktan sonra bu aleti bileylemeye çalışmak mekruhtur. Hayvanı
ayağından tutarak kesim yerine çekmek ve sürüklemek de mekruhtur. Hayvanı
boynunun altından (boğazından), değil de üstünden kesmek ve daha hayvanı
soymadan kafasını kesip atmak da mekruhtur.
Hayvanı boğazlarken Besmele çekmek şarttır. Boğazlamada Yüce Allah'ın mübarek
isimlerinden herhangi birini söylemek yeterlidir. Allahü Ekber, Allahü Azam,
Allah denilmesi gibi...
Fakat Allah Tealâ'nın ismini dua maksadı ile söylemek yeterli olmaz. "Allahümmeğfir-lî"
denilmesi gibi...
Hayvanı kıble tarafına çevirerek kesmek sünnet olduğundan bunu yapmamak
mekruhtur.
Besmele kasden terk edilirse, hayvanın eti yenmez, haram olur. Fakat unutarak
terk edilirse, böyle kesilen hayvanın eti yenir. Çünkü unutarak yapılan kusurlar
bağışlanmıştır.
(İmam Şâfiîye göre, hayvanı sadece boğazlamak yeterlidir. Besmele okunması bir
müekked sünnettir. "Bismillâh" denmese de, kesilen hayvanın eti yenir, haram
olmaz. Bu görüş, Ebû Hüreyre ile İbnî Abbas'dan (radıyallahü anhüm) rivayet
edilmiştir. Ancak bu görüş diğer müçtehidler tarafından kabul edilmemiştir.
Bununla beraber Şafiîlerce de, besmeleyi terk etmek mekruhtur.)
Etleri Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar
Yaratılışında
vahşet ve bayağılık olmayan, iğrenç görülmeyen hayvanların etleri din ölçüleri
içinde helaldır, yenebilir. Tavuk kaz, ördek, zürafa, deve kuşu, bağırtlan kuşu,
güvercin, bıldırcın, koyun, keçi, deve, sığır, manda, ekin kargası, tavus,
kırlangıç, baykuş, tavşan ve turna gibi hayvanlar bu kısım eti yenen
havanlardandır. Serçe ve sığırcık kuşlarını yemekte de bir sakınca yoktur.
Yarasa kuşunun yenip yenmemesinde, haram veya mekruh olup olmamasında ihtilâf
vardır. Hüdhüd kuşunu yemek mekruhtur.
Saksağan, kumru, bülbül, keklik kuşlarının eti aslen helaldır. Ancak bunların
etlerini yiyenlerin bir belâya tutulacakları halk arasında söylenti haline
geldiği için yenmeleri iyi değildir.
(Şafiîlere göre, kırlangıç, tavus, hüdhüd ve papağan kuşlarının etleri haramdır.
Martı ve balıkçıl kuşları ise helaldır.)
Azı
dişleri ile kapıp avlayan ve parçalayan, kendisini koruyan hayvanların etleri
haramdır, yenilemez. Kurt, ayı, aslan, kaplan, pars, sincap, samur, sansar,
maymun, sırtlan, fil, köpek, kedi, keler, tilki, gelincik gibi hayvanlar etleri
haram hayvanlardır. Azı dişleri olduğu halde bunlarla başkasına saldırmayan bir
hayvanın eti de yenebilir; deve gibi...
Tırnakları ile kapıp avlanan, tırmalayan ve yaratılışında bayağı olan kuşların
etleri de haram veya tahrimen mekruhtur. Kerkenez, çaylak, kartal, kuzgun,
akbaba, alaca, karga, yarasa, atmaca, şahin gibi.. Bunlar leş yemekten
çekinmezler. Tırnaklı olduğu halde bununla hayvanları avlamayan bir kuşun eti
yenilebilir, güvercin gibi...
Yaratılışı bakımından iğrenç olan birtakım hayvanların etleri de haramdır,
yenmez: Fare, yaban faresi, akrep, yılan, kene, kurbağa, kara ve deniz
kaplumbağası, arı, kara sinek, sivrisinek, köstebek, kirpi, bit, pire gibi
böcekler.
Görülüyor ki, bu haram olan hayvanlardan bir kısmı yırtıcı bir yaratılışa
sahibdir, yaratılışında zararlıdır ve bayağılık vardır. Bir kısmı ise iğrençtir
ve nefret edilir haldedir. İnsan ise temizdir, mükerrem bir yaratıktır. Bunun
için insanlar, bu gibi bayağı ve zararlı hayvanların etlerinden korunmuşlardır.
Besinlerin insanlar üzerinde iyi ve kötü tesir bıraktığı inkâr edilemez.
İnsanlar kendisi için yararlı olanı ararsa, İslâm dininin müsaade ettiği
şeylerden yararlanmalı, yasakladığı şeylerden de kaçınmalıdır. Bundan başka
selâmet yolu yoktur.
Pislik gibi temiz olmayan şeyleri yemiş olan tavuk, koyun, sığır ve deve gibi
hayvanların etleri, bu hayvanlar bir müddet hapsedilmeden kesildikleri takdirde,
mekruhtur. Çünkü bu halde etleri fena bir kokudan kurtulmuş olamaz. Bunların
hapsedilme müddeti tavuklar için üç gün, koyunlar için dört gün, sığır ve
develer için de on gündür. Böyle pislik yiyen bir hayvana Celâle denir.
Bu hayvanlar,
etleri, kokmayacak şekilde pis şeylerden yiyecek olsalar, hapsedilmeleri
gerekmez, etleri kerahetsiz olarak yenebilir.
Domuz sütü ile beslenmiş kuzuların yenmesi helaldır; çünkü süt, tüketilerek
eseri kalmaz.
Eti
yenilir bir hayvan şarap içip de arkasından kesilecek olsa, bunun eti kerahetle
helal olur.
Yalnız süt emip de başka bir şey yiyemeyen küçük kuzuların öldükten sonra
karınlarından çıkarılan peynir mayaları temizdir. Aynı şekilde koyun ve deve
gibi ölmüş hayvanların memelerinden çıkacak sütler de temizdir. Bedenlerin temiz
olmaması, sütlerini etkilemez.
Atlar, savaşa yarayan kıymetli hayvanlardır. Bu bakımdan bunların etlerini yemek
İmam Azam'a göre, tahrimen mekruhtur. İki İmama göre ise, tenzihen mekruhtur.
Yabanî olmayan (ehli) merkeblerin ve anaları merkeb olan katırların etleri haram
veya tahrimen mekruhtur. Yabanî merkeblerin ve anaları sığır olan katırların
etleri ise haram değildir. Hayvanlar yenme bakımından anaya bağlıdırlar.
(İmam Malik'den rivayete göre, ehli merkeblerin etleri mekruh, bir rivayete göre
de haramdır. Meşhur olan görüşe göre, atların etleri de haramdır. İmam Şafiî ile
İmam Ahmed'e göre, atların etleri mekruh değildir.)
Devamlı olarak suda yaşayıp barınan hayvanlardan her nevi balık etleri
yenebilir, helaldır. Kalkan balığı, sazan balığı, yunus balığı, yılan balığı
bunlardandır. Fakat diğer su hayvanlan çirkin şeylerden sayılır, yenmeleri caiz
olmaz. Yengeç, midye, istiridye, istakoz gibi olanlar helal değildir, etleri
yenmez.
Yine, deniz insanı, deniz aygırı, deniz hınzırı gibi balık şeklinde bulunmayan
deniz hayvanlarının yenmeleri helal olmadığı gibi, avlanmaları da helal
görülmemektedir.
Dıştan bir etki olmaksızın kendi kendine suda ölüp su yüzüne çıkan balıklar
yenmez. Fakat suyun açılıp kurumasından, fazla sıcak veya soğuktan ölen veya
kuşlar tarafından öldürülen, su içinde bağlı tutulmakla ve buz içinde sıkışmakla
ölen balıklar yenir. Balıklarda boğazlamaya gerek yoktur.
Göle veya denize atılan balık otunu yemekle göl veya deniz içinde ölen veya
avlanıp da sudan çıkarılmadan başlarına tokmakla vurulup öldürülen ve âğ içinde
kurtulamayıp ölen balıkların yenmeleri de helaldır.
Balıklar temiz olmayan suların içinde bulunmuş olsalar da etleri yenebilir.
Avlanan bir balığın içinden çıkan bir balık sağlam ise, o da yenebilir, sağlam
değilse yenmez.
Boğazlanan bir hayvanın karnından çıkan yavrusu, İmam Azam'a göre yenmez.
Anasının boğazlanmış olması, yavrusu için yeterli olmaz. Bir canlının
boğazlanması ile iki canlı boğazlanmış olamaz. Çıkan yavru canlı ise boğazlanmak
suretiyle yenilebilir.
(Üç
İmam'ın (Şafiî, Malik ve İmam Ahmed) görüşleri de böyledir.)
Canlı olup olmadığı bilinemeyen bir hayvan boğazlanırken hareket ederse veya
boğazlanan diri hayvanlardan çıkan kan gibi bir kan çıkarasa, eti yenebilir.
Çünkü bunlar hayat alâmetleridir. Ancak, sadece gözünü veya ağzını açması veya
ayağını uzatması bir hareket sayılmaz. Böyle bir hayvanın kesilirken gözünü
yumması, hayatın varlığına delâlet eder.
Hayvanların "Demi mesfuh Akar kan" denilen kanları temiz değildir. Burada
Besmele ile kesilmiş olup olmamaları eşittir.
Eti
yenen hayvanlardan Besmele ile kesilenlerin içlerinde kalıp akmayan kanları
temizdir. Bunların karaciger ve dalakları da temizdir. Bunlardaki kanlar pâktır.
Kesilen bir koyunun ödü, bezesi, idrar torbası, cinsel organları, yumurtaları
mekruhtur, bunlar yenmemelidir.
Domuzun bütün cüzleri pistir, bunlar temiz olmazlar, hiç bir şeyi helal
değildir. Yalnız kıllarından yararlanıp yararlanılamayacağı konusunda ihtilâf
vardır. İki İmam ile İmam Şafiîye göre domuzun kıllarından badana fırçası
yapılması ve bunlarla ayakkabı dikilmesi caizdir. Öyle ki, bu kıllardan bir
miktar az su içine düşecek olsa, o su İmam Muhammed'e göre pislenmiş olmaz.
Çünkü bu kıllarla yararlanmaya izin verilmesi, temizliğine delildir. Fakat İmam
Ebû Yusuf'a göre, bu yararlarma için olan izin, bir zaruretten dolayıdır, suya
düşme halini kapsamaz. Onun için, içine düştüğü az bir suyu temizlikten çıkarır,
bozar. Domuzların İslâm ülkesi olmayan yerlere götürülüp orada müslüman
olmayanlara satılması caizdir.
Bir
misafire ikram olmak üzere Besmele ile kesilen herhangi bir eti yenen hayvanın
eti yenebilir; ikram niyeti olunca Allah rızası için boğazlanmış olur. Fakat
herhangi bir adamın gelişine hürmet olsun diye sadece o şahıs için kesilirse,
besmele olsa bile, yenmez. Çünkü bu Allah için misafire ikram değil, o büyük
görülen zate tazim için kesilmiş sayılır. Onun için misafirliği gözeterek insana
ikramda bulunmalı ve yedirmeli, niyet bu olmalıdır.
Yine, herhangi bir ölüye tazim için kabir üzerinde kesilen kurbanın eti de helal
olmaz. Kurban Allah rızası için kesilir ve onun sevabı istenilen bir müslümana
bağışlanabilir.
Kimlerin Boğazlayacağı Hayvanların Etleri Yenir veya Yenmez
Müslümanların
ve kitab ehli olan Yahudî ve Hıristiyanların, kadın dahi olsalar, Besmele ile
(Allah'ın adını anarak) boğazlayacak oldukları hayvanların, eti yenen hayvanlar
olmak şartıyle etleri yenir. Besmele tam kesim anında olacaktır, bu şarttır.
Kesim anında bir şey yemek suretiyle veya başkası ile konuşmakla önceki
besmeleye ara verilerek meclis değişirse, bu yeterli olmaz. Yeniden Besmele
getirmek gerekir.
Müslüman veya kitab ehlinden olan ve Bismillâh demeye gücü yeten bir çocuğun
veya delinin, dilsizin, sünnetsizin ve sarhoşun Besmeleyle kesecekleri bu tür
hayvanların etleri de yenebilir.
Besmelenin unutularak terk edilmiş olması zarar vermez. Hatta kitab ehlinin
Besmele deyip demedikleri bilinmediği takdirde de kestikleri eti yenen hayvanlar
helal olur. Çoğunluğun görüşü budur.
Mecûsîlerin, putlara tapanların, hak dinden çıkanların (mürtedlerin), Besmeleyi
kasden terk eden müslümanların veya kitab ehlinin kestikleri yenemez. Bu
hayvanların etleri haram olur.
Meytenin Mahiyeti ve Hükmü
Kendi başına
ölmüş olan herhangi bir hayvana Meyte (Leş) denir. Böyle bir hayvan temiz
değildir, yenmez. Boğazlanmayıp da boğulmuş olan, başı koparılan, başına tokmak
vurulan veya kulak tozuna şiş saplanan ve böylece öldürülen hayvanlar da meyte
hükmündedir; çünkü meşru şekilde boğazlamamışlardır.
Yüksek bir yerden düşüp ölen, başka bir hayvanın tepmesi veya toslamasıyla veya
bir taş ve ağaç parçasının çarpmasıyla ölen, bir yırtıcı hayvan tarafından
parçalanarak ölen herhangi bir hayvan da meytedir. Onun için eti yenmez.
Fakat aslen eti helal olan ve üzerinde hayat eseri bulunan böyle bir hayvan
Besmele ile boğazlanırsa eti yenebilir. Bu İmam Azam'a göredir. İmam Ebû Yusuf'a
göre, eğer onun benzeri bir hayvan yaşamayacak bir halde ise, boğazlanmakla onun
eti helal olmaz. İmam Muhammed'e göre de, eğer henüz boğazlanan hayvanın
yaşayabileceği pek az bir miktardan biraz daha ziyade yaşayabilecek bir halde
ise, boğazlanınca eti helal olur; değilse, olmaz.
Eti
yenen bir hayvanın boğazlanmadan önce, ondan kopan ve kesilen herhangi bir
parçası yenilemez, bu meyte hükmündedir. Bundan yalnız balık ile çekirge
müstesnadır. Çünkü bunlarda boğazlamaya gerek yoktur. Bir de, bir hayvanın
kesildikten sonra kendisinde hayattan henüz eser varken kopan parçası, meyte
hükmünde değildir. Ancak bu parçayı yemek mekruhtur.
Avın Mahiyeti ve Caiz Oluşu
Sayd (av),
yaratılışında vahşi olup insandan kaçınan, eti yensin yenmesin, herhangi bir
hayvandır ki, ele geçirilmesi ancak bir hile ile mümkün olabilir. Böyle bir av
hayvanını kaçamaz bir hale getirip elde etmeye İstiyad (Avlamak) denir.
Bir
av hayvanına karşı bir köpeğini salıvermeye "İrsal", kışkırtıp sıçratmaya da "İğra"
denir. İğra irsalden sonra olur.
Ava
kendiliğinden varan öğretilmiş köpek gibi bir hayvanın arkasından yapılacak "İğra",
irsal hükmündedir.
Vahşi hayvanları avlamak caizdir. Bu mübah olan bir kazanç yoludur. Fakat diğer
kazanç yollan bundan daha faziletlidir. Zevk ve eğlence için av avlamak uygun
değildir. Kalbe katılık ve gaflet getirir. Yaratıklara karşı şefkat duygularını
azaltır.
Bununla beraber Yüce Allah bu hayvanları insanlar için yaratmıştır. İnsanlar ya
bir ihtiyaç veya kendi cesaretlerini denemek veya bir genişlik bulmak için bazı
hayvanları avlayabilirler. Çok kez yenecek hayvanları yenmek için, yenmeyecek
hayvanlar da derileri, dişleri veya zararlarını kaldırmak için avlanır.
Ancak bunları avlamak için başkalarının ekinlerini yok etmek, onları evlerinde
rahatsız etmek caiz değildir.
Nelerle Av Yapılır?
Av, ya
öğretilmiş köpek, doğan, pars, atmaca ve şahin gibi bir hayvanla yahut yaralayan
ve öldüren bir silâhla veya tuzak kurmakla, çukur kazmak, bıçak, kılıç ve kamış
gibi keskin bir şeyi yere dikmekle yapılır. Bir hayvanın av için öğretilmiş hale
geldiği, ya anlayış üstünlüğü ile veya bilen kimselere başvurarak sabit olur.
Çünkü bu gibi hayvanların öğretim süreleri onların durumlarına göre değişir.
Bunun için belirli bir süre yoktur. Bu, İmam Azam'a göredir. İki İmama ve İmam
Azam'dan diğer rivayete göre de, azı dişleri olan hayvanların öğretilmiş hale
gelmeleri de, salıverildikten sonra çağrıldıkları zaman hemen koşup gelmeleri
ile bilinir.
Pars gibi hayvanların öğretilmiş bir hale gelmiş olmaları da, hem yemeyi terk,
hem de çağrılınca dönüp gelmeleriyle belli olur. Çünkü bunların yaratılışlarında
hem yırtıcılık, hem de ürküp kaçmak vardır.
Av
için öğretilmeye elverişli olmayan aslan, kaplan ve ayı gibi hayvanlarla ve
tamamen necis (pis) olan domuzla av yapmak caiz değildir.
Bir
av hayvanının öğretilmiş olmadığı sonradan anlaşılsa, meselâ: Öğretilmiş
olduğuna hükmedilen azı dişli bir hayvan, avladığı hayvanın etinden yese veya
tırnaklı bir avcı hayvan çağrıldığı halde geri dönüp gelmese önceden ve sonradan
avladığı hayvanın eti haram olur. Çünkü bu durumda hayvanın henüz öğretilmiş bir
hale gelmedikçe, avlayacağı hayvanlar yenilmez.
Av Hayvanında Aranılan Şartlar
Bir av etinin
yenilebilmesi için şu şartlar gereklidir:
1) Av, dinimizce eti yenen hayvanlardan olmalıdır.
2) Avcı, hayvan boğazlamaya ehil bir müslüman veya
kitab ehlinden olmalıdır. Bunlardan Besmeleyi bilen ve av kasdinde bulunan bir
çocuğun veya delinin veya bir sarhoşun avladığı av helaldır. Fakat hac veya umre
için ihramda bulunan bir müslümanın Harem Bölgesi dahilinde ve haricinde
avlayacağı av helal olmaz.
Yine, bir Mecûsî, putperest veya mürtedin (hak dinden çıkmışın) avladığı
hayvanın eti de haramdır, bunlar yenmez.
3) Avcı ava silâh atarken veya hayvanı salıverirken
gerçekten veya hükmen Besmele çekmiş olmalıdır. Besmeleyi unuttuğundan dolayı
terkeden bir avcı, hükmen besmele getirmiş olur. Besmele kasden terk edilmiş
olursa, avın eti yenmez, haramdır.
(İmam Şafiîye göre, Besmele getirmek şart değilir, fakat bunu terk mekruhtur.)
4) Avlanan hayvan, avcının henüz eline geçmeden
almış olduğu yaradan dolayı ölmüş olmalıdır. Onun için henüz ölmeden ele
geçirilirse, boğazlanması gerekir. Bu durumda boğazlanmadan ölürse, eti yenmez.
5) Avcı silâhı ile vurduğu veya öğretilmiş av
hayvanı ile tutturup yaraladığı avı durdurmaksızın ele geçirmek için peşine
koşmalıdır. Çünkü bu durumda avı daha ölmeden yakalayıp boğazlaması mümkündür.
Bu boğazlama mümkün oldukça hükmen boğazlama yeterli olmaz. Onun için bir süre
durduktan sonra veya başka bir şeyle uğraşıp av gözden kaybolduktan sonra gidip
de avı ölmüş bulsa, onun eti yenmez. Çünkü bu halde başka bir sebeble ölmüş
olması, düşünülebilir. Fakat böyle beklemeksizin hemen gidip de avı yaralı
olarak ölmüş bulsa, eti yenebilir. Buna göre hükmen bir boğazlama bulunmuş olur.
6) Ava saldıran öğretilmiş hayvan da, bir süre
durmayıp hemen ava doğru yürümelidir. Buna öğretilmemiş başka bir hayvan da
eşlik etmelidir.
Pars gibi öğretilmiş bir hayvanın, salıverildikten sonra dinlenmek için değil
de, avını avlamak için hile olarak bir yere saklanıp duruvermesi, zarar vermez.
7) Av köpekleri gibi öğretilmiş azı dişli av
hayvanları, tuttukları avların etinden kendileri hiç yememelidir. Eğer bu avcı
hayvanlar, tuttukları avları parçalayıp etlerinden yiyecek olurlarsa, artık
avlanan hayvanların etleri yenmez. Fakat tırnaklı olan öğretilmiş hayvanların
tutup etlerinden yedikleri hayvanlar, insanlar tarafından da yenir. Çünkü bu
ikinci kısım hayvanların öğretilmiş olmaları, yemeyi terk suretiyle değildir;
çağrıldıkları zaman geriye dönüp gelmeleri iledir.
Avla İlgili Çeşitli Meseleler
Avlanacak
birçok hayvan için bir Besmele yeterlidir. Şöyle ki: Avcı silâh atarken veya
öğretilmiş hayvanı salıverirken bir kez "Bismillâhi Allahü Ekber" dedikten sonra
bir kaç hayvan aldığı yara sebebiyle ölmüş olsalar, hepsinin etleri yenebilir.
Yine, bir kimsenin belli bir av hayvanına Besmele ile attığı ok veya kurşun,
diğer bir avı yaralayarak öldürse, onun da eti yenebilir. Çünkü bu şekilde
yapılan Besmele, o belli ava değil, atılan alete veya salıverilen hayvana
aittir. Bununla beraber yükümlülük, güce göredir. Avcının gücü ise, yalnız
atmayadır, yoksa dilediği ava isabet ettirmek değildir.
Bir
ava karşı öğretilmiş bir köpeği veya doğan gibi diğer bir hayvanı Besmele ile
salmak da bu hususta kurşun atmak hükmündedir. Fakat avcı bir alet üzerine
Besmele okuduğu halde, diğer bir aleti atacak olsa, bu aletin isabet edeceği
avın eti, o av Besmele ile kesilmedikçe yenmez.
Aynı şekilde, bir kimse boğazlamak üzere olduğu bir hayvanı, Besmele okuduktan
sonra bırakıp da onun yerine önceki Besmele ile başka bir hayvanı boğazlayacak
olsa, bunun eti helal olmaz. Çünkü bu ikinci hayvan üzerine Besmele
yapılmamıştır.
Atılan bir kurşundan aldığı bir yara sonunda henüz elde edilmeden ölen veya bir
av köpeğinin açtığı yaradan dolayı hemen ölen bir av yenebilir. Fakat atılan
taşın ve diğer bir merminin sadece ağırlığından dolayı yara bulunmaksızın ölen
veya bir av köpeğinin sadece çarpmasından veya boğmasından dolayı ölen bir av,
yenmez. Çünkü yaralama, hükmen bir boğazlamadır. Yara bulunmayınca, boğazlama da
yapılmamış olur. Kabul edilen fetva budur.
Av
hayvanının yenebilmesi için, sadece yaralama yeterli değildir. Bununla beraber
kan da akmış olmalıdır. Fakat bazı alimlere göre kan akması şart değildir. Diğer
bazı alimlere göre de, yara büyük ise, kan çıkması gerekmez, değilse, gerekir.
İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiîye göre, aslında yara gerekli değildir. Yara
bulunmasa da, öğretilmiş hayvanların öldürdükleri hayvanların etleri yenebilir.
Dişli öğretilmiş hayvanlar, tuttukları avların kanlarını içseler veya
sahiblerinin kendilerine atacağı et parçalarını yeseler veya sahibleri avı elde
ettikten sonra bunun etinden yiyecek olsalar, bu işler avlanmış olan hayvanın
etinin yenmesine engel olmaz.
Yaralı olduğu halde henüz canlı iken elde edilen bir av, besmele ile
boğazlanmazsa, eti yenmez. Ancak ele geçen bir hayvanın hayatı, yeni boğazlanmış
bir hayvanın hayatı gibi hemen sönmek üzere ise, onun boğazlanması gerekmez.
Bununla beraber boğazlanması daha iyidir.
Öğretilmiş bir av hayvanı, avladığı avı yaraladıktan sonra, yere çarpıp tekrar
yaralayarak öldürse, eti helal olur. Çünkü tutacağı avı bir defa yaralayıp
tekrar yaralamaması hayvana öğretilemez. Onun için bu bağışlanmıştır.
Avcı tarafından atılan bir şeyle yaralanan bir av, ilk önce yere düşüp de hemen
ölse, yenebilir. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir. Fakat suya, dam üzerine
veya bir ağaç üzerine, oradan da yere düşerek ölse, eti yenmez. Çünkü su ile
veya dama düşmekle veya ağaca çarpmakla ölmüş olması düşünülebilir.
Fakat başka bir görüşe göre, eğer aldığı ilk yara hemen öldürücü bir yara ise,
eti yenebilir, değilse yenmez.
İki
avcıdan biri silâh atarak bir avı yaraladığı halde, diğeri de silâh atarak
öldürse, bakılır: Eğer bu iki avcıdan biri silâh atıp da avı kaçamaz hale
getirdikten sonra, diğeri de silâh atarak onu öldürse, eti yenmez. Çünkü bu
takdirde o avı tutup boğazlamak mümkündür. Artık ikinci avcı, bu avın yaralı
durumundaki kıymetini birinci avcıya öder. Fakat bu av, ilk yaradan dolayı,
artık yaşaması umulmayacak bir hale gelmişse, eti yenebilir. Çünkü bu durumda
ölmesi, birinci avcının silâhına bağlanır, ikinci avcıya da kıymet ödemek
gerekmez.
Yakınlık kazanmış olan av hayvanlarını da
boğazlamak gerekir. Evde beslenen geyik gibi...
Aksine olarak koyun ve deve gibi ehil bir hayvan yabanileşip de ele geçirilmesi
zor olsa veya kuyuya düşüp de boğazlanması mümkün olmasa, herhangi bir alet veya
silahla yaralamak (mesela kurşun atmak) suretiyle öldürülmesi caiz olur. Böylece
eti yenir. Çünkü o hayvanın gerçekten boğazlanması, imkansız olmuştur.
Bir
kimse öğretilmiş hayvanı, Besmeleyle bir ava gönderdiği halde o hayvan, arka
arkaya birçok av hayvanlarını avlayacak olsa, hepsi de yenebilir.
Yine, bir ava attığı ok veya kurşun birkaç av hayvanına isabet ederek bunları
yaralasa ve öldürse, hepsi de yenebilir.
(İmam Malik'e göre, ilk avlanan yenebilir, diğerleri
yenmez. Çünkü bu İmama göre, ava hayvanı göndermek veya silâh atmak halinde avı
belirlemek şarttır. Bu belirleme ise, yalnız birinci av için olmuştur.)
"Doğrusunu en iyi bilen Allah'dır ve asıl güzel olan Allah katında güzel
olandır."