Ramazan Bayramı, İslam dinine göre Hicri Kamer yılının dokuzuncu ayı
olan Ramazan ayının ardından onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç günü
boyunca kutlanan dini bir bayramdır. Arapçadaki adı 'îd el-fitr (Arapça: عيد
الفطر) Fitr kelimesi arapçada kahvaltı anlamına gelir ve ramazanın bitimi
ile birlikte yapılan ilk kahvaltıyı ifade eder. Türkiye'de bu bayramda
çocuklara şeker hediye edilmesinin gelenek haline gelmiş olmasına istinaden
Şeker Bayramı da denmeye başlanmıştır.
Malezya ve Singapur'da Hari Raya Aidil Fitri, Endonezya'da Idul
Fitri veya Lebaran, Bangladeş'te ise Shemai Eid olarak da
anılır.
Ramazan bayramı, Ramazan ayı boyunca tutulması farz kılınan orucun da
sonunu ifade eder. Ramazan ayı biterken, oruç da biter ve Ramazan bayramının
ilk günü olan Şevval ayının birinci gününde oruç tutulmaz. Ramazan
bayramının bu ilk gününde camilerde bayram namazı kılınır, namazdan sonra
ise hutbe okunur. Bunların ardından bayrama dair etkinlikler başlar; aile ve
arkadaş ziyaretleri, çeşitli eğlenceler gibi. Ayrıca Ramazan Bayramı boyunca
Müslümanlar birbirlerinin Bayramını kutlarlar; gerek ziyaretlerde gerekse
haberleşme teknolojilerini kullanarak. Dünya çapında en yaygın kullanılan
kutlama ifadesi Îd mubarek`tir. Bu ifadenin Türkiye'de sıklıkla
kullanılan Türkçe karşılığı Bayramınız mübarek olsundur. Güneydoğu
Asya'da ise Selamat Hari Raya ve Selamat Idul Fitri yaygın
kutlama cümlelerindendir.
Ramazan ayında Sultan Ahmet Camii. Minarelerin arasındaki
ışıklı yazıya mahya denmektedir ve Türkiye'de geleneksel olarak
Ramazan ayında büyük camilerin minareleri arasına asılır.
RAMAZAN BAYRAMI
AÇIKLAMALI
Bayram bir sevinç ve neşe günüdür. Yüce
duyguların coştuğu, sevgi ve saygı, hislerinin mü'minler arasında
alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. O günde yardımlaşma ve
kaynaşma son sınırına varır.
Bayram insanları kaynaştırıp biraraya getiren en güzel
vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme
ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir
Fatiha bekleyenlere kadar uzanır. Onların bu dileğini yerine getirmek için
mü'minler bayramda kabirleri ziyaret ederler; ruhlarına Kur'ân'lar,
Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler.
Ramazan Bayramının mü'minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü Ramazan
Bayramı, hergün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir
aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay gibi uzun bir
süreyle, özellikle Ramazan'ın yaz mevsimine denk geldiğinde sıcak günlerde
nefislerine oruç tutturan mü'minler, sabır imtihanını vererek manevi
sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına
kavuşurlar.
Ramazan ve Kurban bayramları Hicretin 2. yılından
İtibaren kutlanmaya başlanmıştır. Ramazan orucu da ilk defa bu yıl farz
kılınmış, bu ayı oruçla geçiren rnü'minler sonraki ayın (şevval) ilk üç
gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bu sebeple bu bayrama Ramazan Bayramı
denmiştir.
"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır"(1)
mealindeki hadise dayanarak Ramazan ve Kurban bayramları bayram namazlarının
kılınmasıyla başlar.
Hz. Peygamber, "Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri
biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme içme günleridir"(2)
buyurmuştur.
Ramazan Bayramım da bu manada bir gün olarak kabul etmiş
ve bu bayramı Ramazan orucunun iftar günü olarak nitelendirmiştir.(3) Bu sır
içindir ki, Ramazan ve Kurban Bayramlarında oruç tutmak haram kılınmıştır.
Bir gün önce oruç bozmak haramken, bir gün sonra oruç tutmanın haram olması,
mü'minlerin düşünce ve duygu dünyasında nimetlerin gerçek Sahibini
hatırlatan en etkili bir sebeptir.
Herkes bir gün önce kimin emrine uyarak oruç tutuyorsa,
bugün de Onun rızasına uyarak orucunu açar. Ve Onun gerçek nimet Sahibi
olduğunu hakkıyla idrak ederek, gerçek bir şükre yol bulur.
Bayram bir aylık orucun toplu bir iftarı olduğu için,
günlük iftarların sünnet türünden âdabı bayramda da yerine getirilir.
Nitekim orucunu tatlı bir şeyle açmayı adet edinen Peygamber Efendimiz
Aleyhissalâtü Vesselam, Ramazan Bayramına da tatlı yiyerek başlarlardı.
Bayram sabahında hurma gibi bir tatlı ile bir aylık oruçlarını açmadan
evlerinden ayrılmazlardı. (4)
Her vesile ile bizleri ibadete ve ahiret amellerine
teşvik buyuran Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, yılın iki bayram
gecesinde kalkıp ibadet etmeyi tavsiye ederlerdi. Bu gecelerde uyanık
bulunmanın, kalbin uyanıklığına vesile olduğunu bildirirlerdi. Bunu bir
hadis-i şeriflerinde şöyle ifade etmişlerdi:
"Sevabını Allah'tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden
kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez." (5)
Bayramlar saadet asrında da bambaşka bir hava ve neş'e
içinde yaşanırdı. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bayram
sabahında namazgaha çıkardı. Peygamber hanımlarının da, diğer hanımlar ve
kızlarla birlikte namazgaha çıkması istenirdi. Kadınlar cemaatin arka
tarafında yer alırlardı.(6) Kılınan bayram namazından sonra Peygamberimizin
Aleyhissalâtü Vesselam cemaate hitaben bir hutbe okuduğunu anlatan îbni
Mes'ud (r.a.) devamla şöyle der:
"Resuîullah Aleyhissaiâtü Vesselam üzerine şehadet ederim
ki, o namazı hutbeden önce kıldı. Sonra hutbe okudu. Daha sonra kadınlara
işittiremediğini düşünüp onların yanına geldi. Onlara hatırlatmalarda
bulundu, öğüt verdi ve sadaka vermelerini emretti.
Bilal de elbiselerini açmış, vermelerini işaret etmekte
idi. Kadınlar yüzük, halka ve diğer kıymetleri şeyleri atmaya başladılar."
(7)
Bu hadiseyi anlatan sahabilerden biri, "Kadınların bu
verdikleri Ramazan Bayramı zekatı mı idî?" sualine şöyle cevap verdi:
"Hayır, lakin o vakit verdikleri bir sadaka idi. Kadınlar yüzüklerini atıyor
ve atıyorlardı."(8)
Aynı olaya işaret eden Ebu Saidi'l-Hudri de (r.a.) bayram
gününde en çok sadaka verenlerin kadınlar olduğunu anlatır.
Ramazan Bayramı, bağışlanmış olmanın bir sevinç
işaretidir. Bu bağışlanma müjdesini insanlara melekler veriyor.
Sa'd bin Evs el-Ensârî anlatıyor: Resulullah Sallal-lahü
Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur.
Ramazan Bayramı sabahı melekler yollara dökülür ve şöyle
seslenirler:
"Ey Müslümanlar topluluğu! Keremi bol olan Rabbinizin rahmetine koşunuz. O,
bol iyilik ve ihsanda bulunur. Sonra onlara bol bol mükâfatlar verilir. Siz
gece ibadet etmekle emrolundunuz ve emri yerine getirdiniz. Gündüz oruç
tutmakla emrolundunuz, orucu tuttunuz ve Rabbinize itaat ediniz,
mükâfatınızı alınız.
"Bayram namazını kıldıktan sonra bir münadi şöyle
seslenir:
"Dikkat ediniz, müjde size! Rabbiniz sizi bağışladı, evlerinize doğru yola
ermiş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bugün semâ âleminde
mükâfat günü olarak ilan edilir."(9)
Bayram günleri sevinç günleri olduğu için, bu sevincin
açıkça gösterilmesine vesile olacak meşru oyun ve eğlencelere de müsaade
edilmiştir. Bu hususta Müslim'de ayrı bir bab ayrılmış ve misaller
verilmiştir. Bunlardan birinde Hazret-i Âişe (r.a.) şöyle anlatır:
"Bir grup Habeşli, bir bayram günü mızrak ve
kalkanlarıyla gösteriler yaparken rakseder gibi oynuyorlardı. Peygamber
Aleyhissalâtü Vesselam beni çağırdı. Başımı onun omuzuna dayadım. Bu
vaziyette onların harp oyununa bakmaya başladık. Ta onlara bakmaktan ilk vaz
geçen ben oluncaya kadar."(10)
Ancak bayramdaki sevincin gaflete dönüşecek kadar
taşkınlığa varmaması lazımdır. Eğlence meşru dairede olmalı ve günah
unsurlarını taşımamalıdır. Esasen bayram Allah'ın bize verdiği İlahi bir
ziyafettir. Bu bakımdan, bayram gününde en çok Allah'ı hatırlayıp şükretmeye
ihtiyacımız vardır. Zaman şeridi içinde bayram yeni bir değişimin başı, bir
dönüm noktası ve bir muhasebe vaktidir. Ömürden bir yılın daha geçip
gittiğini, kabir alemine doğru bir adım daha yaklaşıldığını hatırlatan
vesilelerden biridir.
"Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istila edip gayr-i
meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha (Allah'ı zikretmeye) ve
şükre azim tergibat (büyük teşvikler) vardır. Ta ki, bayramlarda o sevinç ve
sürür nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünkü
şükür nimeti ziyadeleştirir,, gafleti kaçırır." (11)
Nitekim büyük cemaatler halinde kılınan bayram namazları
esnasında getirilen tekbirler, gafletin giderilmesine ve şükür vazifesinin
yerine getirilmesine en büyük bir vesiledir. Sadece bir ülke halkının değil,
yeryüzünde sayısı milyarlara varan Müslümanların hep beraber aynı anda
tekbir getirdiklerini hayal ettiğimizde, karşımıza çıkan muhteşem tablo,
bayramlarımızı kâinat çapında bir manaya kavuşturur. O anda adeta yeryüzü
tek bir ağız olur, tekbir getirip namaz kılar gibi bir hale bürünür. Misâl
âleminde birleşen o seslerin bir anda yeryüzünden yükselişi, adeta muhteşem
bir koro halinde dünyamızın göklere doğru tevhidi haykırmasıdır.
Bu muhteşem manaların yaşandığı bayram günlerinde küçük
meselelerden çıkan kırgınlıkların, dargınlıkların ne önemi olabilir? Onun
için bayramda her mü'minin kardeşleriyle kardeşlik sözleşmesini yenilemesi,
kuvvetlendirmesi, fakirlerin yardımına koşması, çocuklarını sevindirmesi
lazımdır ki, o manalar yaşanan hayata geçsin.
Bayramların asıl süsü ve zineti tekbirlerdir. Getirilen her tekbir ruh ve
gönüllerde manevi coşkuyu ve heyecanı canlandırır. Kulu, Rabbinin azameti
karşısında yüce duygulara taşır.
Ebû Hüreyre anlatıyor:
Resulullah Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuştur:
“Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.” (12)
Bayramlara sünnet çerçevesinde hazırlanmak bu âdeti de ibadet haline
getirir, bu sevinç günlerini biri iman şuuru içinde geçirmeyi temin eder.
Bunun için sünnette yer aldığı gibi bayrama önceden hazırlanmak, temiz ve
güzel elbiseleri giymek, gusletmek, misvak kullanmak veya dişleri
fırçalamak, güzel kokular sürünmek, güler yüzlü olmak, namazdan önce Ramazan
Bayramında hurma vb. tatlı bir şey yemek bugünlerimize ayrı bir mana
kazandırır.
Asıl itibariyle fıtır sadakası olarak bildiğimiz fitre de bayram günü
verilir. Ramazan ayı içinde verilmemişse fitrenin de o gün verilmesi
gerekir. Zaten Ramazan Bayramının hadislerde geçen adı "İydü'I-fıtr", yani
Fıtr Bayramı demektir. Yaratılışın gereği olan kulluk görevleri yapıldığı
için bu adı almıştır.
Bayramların en güzel şekli tanısın tanımasın mü'minlerin
tokalaşarak, kucaklaşarak birbirleriyle bayramlaşması, bayramlarını
kutlaması ve tebrikleşmesidir. Saadet Asrında Sahabiler birbirleriyle "Bârekâllâhü
lenâ ve leküm" diyerek bayramlaşılardı, yani "Allah bizden de, sizden de
kabul etsin" dedikleri rivayet edilir.(13) Bu tebrikleşme bizim dilimizde
"Bayramınız mübarek olsun, bayramınızı kutlu olsun, hayırlı bayramlar" gibi
sözlerle ifade edilir.